Gelecekten Çaldığımız Günler: Doğa Artık Borç Vermiyor

Her 5 Haziran’da dünyayı kurtarma vaatleriyle süslü cümleler kuruyoruz. Oysa ihtiyacımız olan şey doğayı kurtarmak değil, onun bizi kurtarmasına izin verecek kadar geri çekilmek.

Abone Ol

Yılın o günü yine geldi. Sosyal medya akışları yeşil yaprak görselleriyle dolacak, büyük şirketler karbon ayak izlerini ne kadar azalttıklarına dair şık grafikler paylaşacak ve bizler, elimizdeki plastik şişeyle ekrana bakıp "Dünya Çevre Günü" kutlamalarına bir beğeni bırakacağız. Ancak penceremizi açtığımızda karşılaştığımız gerçek, bu steril kutlama mesajlarından çok farklı. Doğa artık bize bir uyarı sinyali göndermiyor; açıkça bir hayatta kalma savaşı veriyor ve ne yazık ki bu savaşın tek saldırganı biziz.

İnsanlık olarak uzunca bir süredir doğayı, tükenmek bilmeyen bir depo ve her türlü atığı yutan dipsiz bir kuyu olarak görme yanılgısına düştük. Oysa ekosistem, bizim vahşi tüketim hırslarımıza göre şekillenen bir oyun alanı değil. Bugün bastığımız toprak, soluduğumuz hava ve içtiğimiz su, bize atalarımızdan kalan bir miras değil, çocuklarımızdan ödünç aldığımız değerlerdir. Ve kabul edelim ki, bu emanete tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kötü davranıyoruz.

İklim krizi artık uzak bir geleceğin ya da kutuplardaki yalnız kutup ayılarının sorunu olmaktan çıktı. Yaşadığımız şehirlerde aniden bastıran yıkıcı seller, mevsim normallerinin çok üzerinde seyreden sıcaklık dalgaları ve kuruyan göller, bu krizin kapımıza dayandığının en somut kanıtları. Çevre kirliliği ve küresel ısınma, biyolojik çeşitliliği sessizce yok ederken, aslında kendi geleceğimizin altındaki dalı kestiğimizi fark etmek için daha ne kadar felaket yaşamamız gerekiyor?

Bu noktada suçluyu hep uzakta arama eğilimindeyiz. Büyük fabrikalar, politikacılar, uluslararası anlaşmalar... Evet, onların sorumluluğu devasa. Ancak bireysel dönüşüm başlamadan, kitlesel bir devrimden söz etmek imkansızdır. Bir tek plastik poşeti reddetmek, suyu bir saniye erken kapatmak, ihtiyacımız olandan fazlasını tüketmemeyi öğrenmek; kulağa küçük gelebilir ama milyarlarca insanın küçük adımları, dünyanın yönünü değiştirecek güce sahiptir.

Dünya Çevre Günü, yılda bir kez vicdan rahatlattığımız bir "farkındalık tiyatrosu" olmamalı. Bugün, doğayla olan ilişkimizi radikal bir şekilde gözden geçirme günüdür. Doğa, insan olmadan da varlığını sürdürebilir; nitekim bizden önce de buradaydı. Ancak bizim doğa olmadan nefes almamız bile imkansız. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak, onlara olan en büyük borcumuzdur. Ve doğanın artık bize borç verecek ne bir damla suyu ne de fazladan bir saniyesi kaldı.