Geleceğe Borçluyuz

Abone Ol

İnsan dünyada hayal ettiği kadar vardır ancak bir hayal asla sihirle gerçekleşmez; ter, kararlılık, çalışma ve iç disiplin gerektirir.


Ve yaşamak dediğin, uğruna emek verdiklerin arttıkça değerlenir.


Her yıl derslerimde hayal üzerine konuşuruz çocuklarla. Hayal etmek konusunu konuşurken “Kapatın gözlerinizi, arkanıza yaslanın” diyorum. “Hayal edin şimdi...”
“Elektrik icat edilmeseydi ne olurdu?”
Panik oluyorlar, bir uğultu başlıyor. Gülenler oluyor, sesli düşünenler hemen “Telefonumu şarj edemezdim, bilgisayarım çalışmazdı, eyvah televizyon da olmazdı değil mi…” diyor.
Peki diyorum, uçak icat edilmeseydi? Ya da antibiyotik bulunamasaydı?
Her kafadan bir ses çıkıyor. Hepsi bir ağızdan heyecanla konuşuyor. Sorular artıyor, yorumlar farklılaşıyor.
Kişisel hayallere sıra geliyor sınıfta:
“10 sene sonraki kendini hayal et” diyorum. Neredesin? Ne yapıyorsun? Hangi mesleği seçtin? Nasıl bir insan olmuşsun? Kendini hayal et. Saçını, üstündeki kıyafetleri, arabanı sonra evini. Çevrendeki insanları hayal et. Annen, baban seninle ilgili nasıl hissediyor?
Gözleri kapalı, mutlu ve şaşkın ifadelerle gülümsüyorlar. Belki komik geliyor ama yüzlerinde o umut dolu gülümsemeyi görmek bile yetiyor bana…Hayal etmenin keyfine mutluluğuna dalsın çocuklar.
“Bakın” diyorum, “bugün içinde yaşadığımız her şey bir zamanlar birinin hayaliydi.”
Şaşırıyorlar. Ne yapsınlar, çocuklarım haklılar tabii… Bu toplumda hayal kurmak saygıdeğer bir eylem değil ki…
Hazır sustular ya… Yeniden kapattırıyorum gözlerini. Derin bir nefes aldırıyorum ve diyorum ki:
“Mustafa Kemal Atatürk hiç doğmamış olsaydı ne olurdu?”
Bir sessizlik kaplıyor sınıfı…
Hayal edin şimdi diyorum. Yüzlerini görüyorum durduğum yerden. İfadeleri bir anda değişiyor, sarsılmış yüzler beliriyor. Eminim kafalarında birden nasıl kötü senaryolar geçiyor. Gözlerini açmadan yüzlerindeki mutsuzluk okunuyor.
“Demek ki” diyorum, “ileride ‘Ben tek başıma ne yapabilirim ki?’ dediğiniz zaman bunu hatırlayıp o cümleyi sileceksiniz dağarcığınızdan.”diyorum her sene.
Çünkü bu memleket “bir tek” kişinin kurduğu hayalle kuruldu. “Bir tek” kişinin umudunu kaybetmemesiyle küllerinden yeniden doğdu.
O bir tek kişi, koca bir milleti kendine dönüştürdü. O kişi inandı ve çevresini de inandırdı. Onun inanmışlığı, idealistliği, zekâsı, çalışkanlığı, ileri görüşlülüğü, sürekli kendini geliştirmesi ve kararlılığı; çevresine, arkadaşlarına ve millete güven verdi, ilham oldu, diyorum.
Bugün kendisine sorulsaydı, en çok bu yönü konuşulsun isterdi bence.
Yıkık, esir, çaresiz, umutsuz bir ülkeye bakıp apaydınlık bir Cumhuriyetin hayalini “O” kurabildiyse eğer, bu akla ziyan zamanlarda ne yapacağımız bellidir.
Onu anmak, sadece “yine çık gel Samsun’dan” demek değil şu an. Sarsılmaz inancını, umudunu,çalışkanlığını, vatan sevgisini, değerlerini ve ilkelerini içimize sindirmektir.
Düşürmeyin omuzlarınızı. Dik tutun başınızı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız; son zamanlarda okullarda yaşanan vahşetler ve sonrasındaki bitmeyen kaos ortamı sebebiyle bu yıl buruk ve kırgın…

25 Nisan 1929 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki bir yazıda şöyle denilmektedir:
“Bu haftanın gayesi çocukların eğlendirilmesi değildir. Memleketin tamamen ihmal edilmiş bir çocuk meselesi vardır. Himaye-i Etfal bu ihmal edilmiş işlerin bir kısmıyla uğraşmaktadır. Çocuk meselesi yalnızca bir şefkat meselesi değildir; diplomatlara göre bir nüfus meselesi, sosyologlara göre bir toplumsal mesele, doktorlara göre bir sağlık meselesi, terbiyecilere göre bir pedagoji meselesidir. Çocuk meselesi bunların hepsinden daha kapsamlı bir meseledir. Memlekette; yetim çocuklar, muhtaç çocuklar, hasta çocuklar, sokakta yaşayan çocuklar, eğitimden mahrum çocuklar ve daha niceleri vardır. İşte Çocuk Haftası’nın gayesi, milleti bu meselelerle yakından ilgilendirmektir"

Dönemin Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi ise,
“Türk İnkılâp Tarihi’nin en büyük meselesi çocuk meselesidir. Çocuk meselesini hallettiğimiz gün Türk tarihine ebediyet verdiğimiz gün olacaktır. Ben Çocuk Haftasında Türklüğün istikbalini okuyorum.” diyerek konunun önemine dikkat çekmiştir.

Çocuk Bayramı’nın amacı, çocukların birkaç gün eğlendirilmesinden ziyade toplumun farklı çocuk sorunlarıyla ilgilenmesini sağlamaktı en başından beri; sorunlara çözüm bulmaktı, sorumluluk almaktı. Çocuk ölümlerinin azaltılması, çocukların hem sosyal hem psikolojik ve hem de fiziksel sağlığı ve nüfus artışının desteklenmesi bunların en önemlisiydi.

Mustafa Kemal Atatürk çocuklara bayram olarak hediye ettiği meclisin temsili ile ulusal iradenin geleceğe aktarılmasını hedeflemis; milletin iradesi, psikolojik, sosyal, akademik ve fiziksel olarak güçlü ve sağlıklı çocuklarındır, çocuklarımızındır demiştir. O halde
23 Nisan 2026’da milletçe her ne kadar buruk, kırgın, kızgın olsak da hayatta en değerli varlıklarımız olan çocuklarımıza duyduğumuz sevgi ve onlara baktıkça yeniden yeşeren, yeşertmek zorunda olduğumuz umutlarımız var. Günden güne hepimizim ağzında aynı cümleler var, içimizde aynı kuyu derinleşiyor; farkındalık arttıkça derin bir iç sıkıntısı var hepimizde ama

Mustafa Kemal Atatürk’ün ümitsizliğe karşı duruşunu özetleyen o sözle bitirmek isterim:
“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.”

Sonsuz minnet, özlem ve saygıyla anıyorum.