Emirdağları’na tırmanmak üzere grubumuzla cuma günü Salihli’den yola çıktık. Afyon’un Çay ilçesinde bizi Çaydos Trekking Başkanı Ali Demiral Bey karşıladı.
Başkanımız, ilçenin kültürel ve doğal güzelliklerini gezdirdi. Buz gibi kaynak sularının tadına baktık. Sultan Dağları’nın derinliklerinden beslenip yemyeşil vadileri dolduran, Türkiye’nin en yüksek rakımlı barajlarından birinin kıyılarında dolaştık. Kurbağaların konseri eşliğinde bir kulübeye ulaştık.
Kulübenin önünde, Afyon yöresi türkülerinin sözlerini ve ezgilerini geleceğe aktarma çabasıyla millî kültüre önemli katkılar sunan otodidakt yerel sanatçı Nevzat Altındağ, bizim için “Emirdağı Birbirine Ulanır” türküsünü seslendirdi. Böylece tırmanış öncesinde Emirdağı’nın havasına girmiş olduk.
Ertesi gün Çaydoslu dağcılarla birlikte; Çay’ı Bolvadin üzerinden Emirdağ’a bağlayan antik yolları kontrol eden kale ve kuleleri geride bırakarak Emirdağları’nın kalbine yöneldik. Dere boylarından, yayla yollarından, yörük köylerinden, kaderini hayvancılığa bağlamış yörük damlarından ve çoban çeşmelerinden geçerek Ahlatlı Yaylası’na, oradan da Gölcük Yaylaları’na ulaştık.
Yolda sularımızı yenilediğimiz Çatallı Çeşmesi’nin şırıltısı, Kara Yusuf ile ağa kızı Elif’in sevdasını fısıldıyordu:
“Çeşmenin başında işmar edersin
Seni sevdiğime pişman edersin
Ne dedim ki anan ile babana
Beni Çatallı’ya düşman edersin”
Yaylalardayız. Karadeniz’i aratmayan çayırlar, serin yamaçlar, tepeler ve göller... Küçükbaş hayvanlarla dolu ağıllar, çan sesleri, havlamalar, kuş cıvıltıları ve çeşme şırıltıları pastoral bir manzara oluşturuyor. Doya doya içimize çekiyor, ilk kez gördüğümüz bu güzellikleri özümsemeye çalışıyoruz.
Bizler manzaranın büyüsüne kapılmışken Başkanımız Ali Bey’in sesi duyuluyor:
“Şurası Yellibel Tepesi. Önce oraya çıkacağız. Bakın, yılkı atları görünüyor. O kadar çoğalmışlar ki geçen yıl gördüklerimizin neredeyse iki katı. Demek ki iyi besleniyorlar. Göl kenarındaki taşlara tuzları dağıtalım.”
Bir çuval tuzu el birliğiyle taşların üzerine serpiyoruz. Yılkılar gece suya indiklerinde bu tuzları yalıyorlarmış. Çaydos yönetimi her gelişinde bunu yapıyormuş. Bilinen bir hakikattir: Hayvanlara acımayan, insanlara da acımaz.
Aramıza katılan kıymetli hocam Uçar-Gezer Ali Bey de bu görüntüleri kaçırmadı; hemen drone’unu havalandırdı.
Tuzlama işi bitince ilk zirvemize doğru harekete geçtik. Yükseldikçe görüş alanımız genişliyor, insanı hayretten hayrete sürüklüyordu. Hele bir kuş vardı ki adını tam olarak çıkaramadık. Zirveye varıncaya kadar adeta bir drone gibi üzerimizde süzüldü, şakıdı ve uzun süre peşimizi bırakmadı. Hava biraz ısınınca gözden kayboldu.
Yılkıları ürkütmemek için onları genişten dolaştık. Buna rağmen bizi fark edip sürü hâlinde uzaklaştılar. Semizdiler. Heybetliydiler. Özgürdüler.
Yılkıların koşuşunu görünce Kurtuluş Savaşı günlerinde Tekelioğlu Sinan Paşa’nın “Emirdağ baskını”nı hatırladım. Sinan Paşa, Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Emirdağ’ı işgal ederek burayı ikmal üssü olarak kullanan düşmana karşı Kocaören tarafından gelerek şehri basmış, fırınları tahrip etmiş, düşmanı ekmek sıkıntısına düşürmüş ve gerideki birliklerin Yunan kuvvetleriyle birleşmesine engel olmuştu.
Acaba Sinan Paşa’nın atları da Ağustos sıcağında bu yılkılar kadar iyi beslenebiliyor muydu?
Gölcük Yaylaları’ndan Emirbaba zirvelerine yürürken bir yörük ailesine misafir olduk. Kocaman yaylada, göl kıyısında bir ev, geniş bir ağıl; yüzlerce koyun ve keçi, sayada körpe kuzular, merada meleyen endişeli anneler, iri kangallar ve çocuklar...
Ayrılırken çocuklara küçük ikramlarda bulunduk. Evin hanımı da arkamızdan seslendi:
“Bir daha gelin de size gözleme yapayım.”
Nihayet Emirbaba zirvelerinin eteklerindeyiz. Tenha ve gür çayırlı yaylaların üzerinde yükseliyor. Yaklaştıkça sanki uzaklaşıyor. Arkadaşlar Hasan Dağı’na benzetiyor. Şiddetli kışlar onu öylesine hırpalamış ki kemiklerini ortaya çıkarmış. Sanki Latmos’un küçük kardeşi; belki de akrabası. Her kaya, her mağara başka bir yaratığı andırıyor.
Bedenimiz yorulsa da dev kayaların topoğrafyası hayal gücümüzü diri tutuyor. Nihayet Sultan Dağlarıyla, Amoryum Ovası’nın aynı anda görülebildiği zirveye ulaşıyoruz.
Rehberimiz Ali Bey’in ve ekibin yüzündeki mutluluk görülmeye değerdi. Onu ressam Abidin Dino’nun bile tuvale aktarması kolay olmazdı.
Burası her yere hâkim. Çok renkli kimliğiyle Emirdağ aşağıda uzanıyor. Şehre adını verdiğine inanılan Emirbaba ise tam zirvede. Türbesi de yapılmış. Ziyaret edip dualarımızı ediyoruz.
Mezar taşında yeni harflerle şu ifadeler yazılı:
“Emirdağları’nın ismini aldığı ve Emirdağ ilçesinin kurucusu, kurtarıcısı Emir Afşin.”
Emirdağları’ndan Emirdağ’a bakarken, Nevzat Altındağ’ın ipek sesiyle havalandırdığı ve artık anonimleşmiş olan o güzel türküyü düşünüyorum:
“Emirdağı birbirine ulanır...”
Gerçekten ulanır mı?
Dağa bütün olarak baktığımda halay çekiyor. Zirvelerine odaklandığımda ise zeybek oynuyor.
Galiba özgürlük ile dayanışma ruhu burada bir denge içerisinde yaşıyor.