Emeğin Gölgesinde Kalanlar

Abone Ol

Bazen bir ömür, sessizce verilen bir hizmettir. Alkışsız, manşetsiz, gösterişsiz… Ama en gerçek, en derin olan da odur. Çünkü gerçek emek, görünmek için değil; fayda sağlamak için vardır.
Otuz dört yıl… Dile kolay. Bir insanın ömründen kesip topluma adadığı koca bir zaman dilimi. Gecesi gündüzüne karışmış nöbetler, bayramı hastane koridorlarında geçmiş anlar, yorgunlukla karışık ama asla tükenmeyen bir sorumluluk duygusu… Peki soralım: Böyle bir emeğin karşılığı nedir?
Bugün geldiğimiz noktada, liyakatin geri planda kaldığı, emeğin değil yakınlığın konuşulduğu bir düzenin içinde, yıllarını bu mesleğe adamış insanların görmezden gelinmesi sadece bireysel bir haksızlık değildir. Bu, aynı zamanda toplumsal vicdanın da yaralanmasıdır.
Çünkü mesele bir kişi değildir. Mesele, bir sistemin kimi görüp kimi görmediğidir. Kimi duyup kimi susturduğudur.
Bir düşünün… Bir insan yıllarını verir, görevini en iyi şekilde yapar, hiçbir zaman geri adım atmaz, ama bir gün gelir adı bile anılmaz. İşte tam o an, sadece o insan değil; adalet duygusu da yara alır.
Biz nasıl bir toplum olmak istiyoruz? Emeği görmezden gelen mi, yoksa emeğin hakkını teslim eden mi?
Bu sorunun cevabı, aslında hepimizin vicdanında saklı.
Bugün belki bir isim konuşulmaz, bir hak teslim edilmez… Ama bilinmelidir ki, emek hiçbir zaman kaybolmaz. Görülmese bile değerinden bir şey eksilmez. Çünkü gerçek hizmet, günü değil; geleceği inşa eder.
Ve bir gün…
O görmezden gelinen emekler, en gür sesle kendini hatırlatır.