Bazen koşturmaca içinde yanlarından geçip gidiyoruz. Oysa onlar, dünyanın en karşılıksız sevgisini o mahzun bakışlarında taşıyorlar. Bir parça ekmeğe dünyaları veren, size sadece "orada olduğunuz için" teşekkür eden kaç canlı var şu hayatta? Sokaktaki her bir dostumuzun aslında anlatacak bir hikayesi, beklediği bir yuva hayali var.
Kışın ayazında büzüştükleri o köşeleri, yazın sıcağında sığındıkları o küçücük gölgeleri düşündükçe insanın içi sızlıyor. Bizim "evim" dediğimiz o dört duvarın güveni, onlar için bazen sadece bir karton kutu ya da bir arabanın altı olabiliyor. Oysa onlar bu dünyanın sadece figüranı değil, en az bizim kadar sahibi ve ortağı.
Samimiyetle söylemek gerekirse, onlara yardım etmek için büyük bütçelere ya da devasa projelere gerek yok. Bir kap suyun içine sığdırdığınız merhamet, onların hayatında koca bir okyanus kadar yer kaplıyor. Başlarını okşarken hissettiğiniz o güven duygusu, aslında sizin de ruhunuzu iyileştiriyor. Sevgi paylaştıkça çoğalıyor, onlar sevdikçe güzelleşiyor.
Bazen sokakta hırpalanmış, korkmuş bir can gördüğümüzde yüzümüzü çeviriyoruz. Belki canımız yanmasın diye, belki de "ben ne yapabilirim ki" çaresizliğiyle. Ama bir kişinin bile bakış açısını değiştirmesi, bir sokak hayvanı için hayatın yeniden başlaması demek. Onların sesi biziz; onların dili, anlatamadıkları dertlerinin tercümanı biziz.
Bugün 4 Nisan, gelin bir söz verelim kendimize. Sadece bugün değil, her gün kapımızın önüne bir kap su koyalım. Arabamıza binerken altını kontrol edelim, mahallenin o sessiz sakinlerine bir "merhaba" diyelim. Çünkü dünya, üzerinde yaşayan tüm canlılarla beraber paylaşıldığında gerçekten yaşanır bir yer oluyor.
Onların bayramı, bizim onlara sunduğumuz şefkat kadar büyük olsun. İyi ki varsınız mahallemizin dilsiz ama kocaman yürekli dostları.