Bir Dokunuşun Hatırlattıkları

Abone Ol

Bu sabah…
Şimşek McQueen misali hızlı, biraz telaşlı ama umutla başladım güne. Poliklinikte kısa bir işim vardı. Günün sıradan akışı içinde, insanın hayatına iz bırakan o nadir anlardan birinin beni beklediğini bilmiyordum.
Poliklinikte, 35–40 yaşlarında bir hanımefendi yaklaştı.
“Hatice Hanım siz misiniz?” dedi.
Elimi tuttu… Ama bu sıradan bir tokalaşma değildi. İçten, sıcak, candan. İnsan insanı tanır ya; işte öyle bir tutuştu.
“Evet, benim. Buyurun,” dedim.
Sonra kelimeler dökülmeye başladı dudaklarından.
“Ben yıllardır sizi anlatıyorum,” dedi.
“Oğlumun doğumunu siz yaptırdınız. O gün gösterdiğiniz merhamet, iz bırakan insanlığınız beni büyüledi. Sadece bir doğum değil; güveni, şefkati ve umudu da birlikte verdiniz.”
Bir an durdum.
İnsan bazen yaptığı işin, gösterdiği bir tebessümün, kurduğu sade bir cümlenin yıllar sonra bir başka hayatın belleğinde nasıl yer ettiğini fark edemiyor.
“Merhametinizi, güler yüzünüzü, insana olan saygınızı… Herkese anlatıyorum,” dedi.
Gözleri doluydu.
“Size sarılabilir miyim?”
O an zaman durdu.
Sarılmanın ne kadar büyük bir şifa olduğunu, bir insanın bir başka insana dokunarak nasıl iyileşebildiğini yeniden hatırladım.
İşte meslek dediğimiz şey tam da burada başlıyor.
Diplomada yazan unvanlarda değil…
Giydiğimiz önlükte, taşıdığımız kartvizitte hiç değil.
Meslek;
Bir çocuğun hayata ilk adımına eşlik edebilmektir.
Bir annenin yüreğinde güven bırakabilmektir.
Yıllar sonra hiç beklemediğiniz bir yerde, hiç tanımadığınız birinden “iyi ki” cümlesini duyabilmektir.
Bugün bana sarılan o kadın, aslında sadece bana sarılmadı.
İnsan kalabilmiş tüm çabalara,
Unutulmamış tüm emeklere,
Ve iyiliğin sessiz ama kalıcı gücüne sarıldı.
Ve ben bir kez daha anladım:
İnsana dokunan hiçbir şey kaybolmuyor.
Zaman geçiyor…
Ama iz kalıyor.