Bir bebeğin beyaz bir fareden korkması için ortada hiçbir neden yoktur. Ne geçmiş deneyim vardır ne de tehdit algısı. Ancak insan zihni, tekrar eden deneyimlerle anlam kurar. 1920’lerde yapılan ve bugün hâlâ konuşulan Küçük Albert Deneyi, bize rahatsız edici ama gerçek bir şeyi gösterir: Korkularımızın önemli bir kısmı doğuştan değil, sonradan öğrenilir.
Albert isimli bebek, deneyin başında beyaz bir fareyle oynarken sakindir. Fareye dokunur, güler, kaçmaz. Ancak her fare gösterildiğinde arkasından ani ve yüksek bir gürültü verilir. Birkaç tekrarın ardından Albert artık sesten önce fareyi gördüğü anda ağlamaya başlar. Beyin çoktan bağlantıyı kurmuştur. Tehlike, farenin kendisi değil; ona eşlik eden deneyimdir.
Daha çarpıcı olan ise korkunun sınır tanımamasıdır. Albert yalnızca fareden değil, beyaz kürklerden, pamuktan, hatta sakaldan bile korkmaya başlar. Zihin, benzer olan her şeyi aynı tehlike kategorisine yerleştirir. Bir kez öğrenilen korku, hızla genelleşir.
Bu tablo bize hiç de yabancı değil. Bir kez inciten bir ilişki, tüm ilişkileri “tehlikeli” ilan edebilir. Bir kez yaşanan başarısızlık, kişinin kendini yetersiz hissetmesine yetebilir. Çoğu zaman kaçtığımız şey, bugünkü durum değil; geçmişte yaşanmış bir anın zihnimizde bıraktığı izdir.
Küçük Albert deneyi şunu hatırlatır:
Bizi korkutan çoğu zaman olayın kendisi değil, ona eşlik eden duygudur. Yüksek bir ses, bir bakış, bir cümle… Zihin bunları kaydeder ve yıllar sonra bile aynı alarmı çalabilir.
Burada durup düşünmek gerekir. Gerçekten tehlikede miyiz, yoksa sadece beynimiz alıştığı bir korku tepkisini mi tekrar ediyor? Çünkü öğrenilen her korku, bir gün fark edilmezse hayatın tamamını yönetmeye başlar. İnsan farkına varmadan seçimlerini, ilişkilerini, hatta hayallerini bu korkulara göre şekillendirir.
Ama umut veren taraf da buradadır. Öğrenilen her şey gibi, korkular da değiştirilebilir. Zihin yeni deneyimlerle eski bağlantıları zayıflatabilir. Gürültü sustuğunda, fare yeniden sadece bir fare olabilir.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Gerçekten korktuğum şey ne?
Yoksa sadece geçmişten kalan bir gürültünün hâlâ zihnimde yankılanması mı?