Baş Göz Üstüne

Abone Ol

Baş Göz Üstüne

Edebiyatta herkesin bildiği aşklar vardır, bir de gizli saklı kalanlar. Aşk olmasa ne üretim olur ne de güzellik. Hayatı güzelleştiren aşktır. Aşk sevginin gözesidir; yani onun filizlenip boy verdiği yerdir. Platonik aşkın ise ayrı bir ağırlığı vardır; aşık, duygusunun bilinmesinden çekindiği için yüreğinin ateşiyle yandıkça yanar, yandıkça kül olup gider.

Edebi eserlerde yazar odanın içine girmez, dışarıdan görüleni, hayal edileni anlatır geçer. Okur ise anlayacağını anlar, yaşanılanı zihninde öyle bir canlandırır ki, bazen yazarın önüne geçip kendi sahnelerini kurar. Evin içinde mutlu veya mutsuz bir aile yaşar; yani bir kadınla bir erkek, bir de onların meyveleri... Aile, anlaşarak kurulan bir müessesedir. İyi yönetilirse başarılı olur, güzelliklere vesile olur. Üyeleri birbirini birey olarak görürse ve paylaşımcılık hakimse, ortaya çıkan güzelliklerin tadına doyulmaz.

Bazen birileri gelir ve "İşte orada dur, fazla ileri gitme" der.

· Peki kim der?

· Kim derse desin, biri çıkar der işte; "bak işine, yürü git" der.

· Başka ne derler mesela?

· "Olur olmaz her şeye burnunu sokma, yoksa incinirsin" derler. Derler mi, derler!

Yazmak zihni canlı tuttuğu gibi, insana durmadan yeni bir şeyler ürettirir; ürettirmekle kalmaz, kayadan kayaya, taştan taşa atlatır. İnsan beyni saniyeler içinde akla hayale gelmeyecek fikirler üretir; sadece üretse iyi, bir bakmışsın eskiye dönmüş onları yaşamaya bile başlamış!

Bundan beş ay önceydi galiba bir can, "Sen şiir yazmalısın kıymetlim, senin cümlelerin bir şiirin imgeleri gibi, çağrışım yüklü" dedi. İlk gençlik yıllarında yazdığım şiirlere aşkla sarılıp gözden geçirmeye başladım. Kimselerden uzak, bir köşede; kâh kendi kendimle konuşarak, kâh içimden sesli sesli okuyarak titizlikle çalıştım. Kıymetliye yürekten bir selam olsun diyerek ilk şiirimi sundum okurun beğenisine. O şiirden küçük bir kesit:

"Sen dedi dost, / Kıymetlisin, candan ötesin, / Bozkırın yedivereni, / Umudun, arzunun şairisin! / Sen kıymetlisin dost! / Sen, sevdayı, Kırkoluklu Çeşme’nin / Kırk oluğuna, uğur ola deyip / Adını fısıldıyorsun! / Sonra / Bozdağ’ın kekik kokulu, çam kokulu yamaçlarına, / Boyuna haykırıyorsun!"

Sonra bir gün bir başka can, "Sen şiir değil de hikâye yazmalısın abim" demez mi? Ben şiir mi, öykü mü diye kararsızlık içinde, yani tam ortada (meyallahta) kalmışken; bir başka dost yüreğimi okşarcasına, "Onca birikimin var, gündemi takip edip duruyorsun. Önerim, deneme yaz, güncel konularda yaz!" dedi.

Ne edeyim, nasıl yapayım diye düşünürken içimdeki "ben" dile geldi: "Özü, sözü ve kendi güzel olanla devam et. Sen yazdıklarını paylaştıkça, seni sevenlerin müspet ya da menfi bir şeyler söylemesinden daha doğal ne ola ki? Sen ürünlerini paylaştıktan sonra onlar senden çıkmış olmuyor mu? Buna sebep herkesin bir şeyler deme hakkı yok mu? Mesela Nazım Hikmet, Bursa Cezaevi’nde Orhan Kemal’e ne demişti? 'Orhan, sen şiir değil, roman yazmalısın.' Orhan Kemal roman yazmaya başlamış ve edebiyatımızın en büyük romancılarından biri olmuştur."

Buraya nereden geldim, anlatayım. Ben düşünce yazılarını, söz oyunlarını severim. Edebi metinleri yazarken baştan kurguladığım konuya çok fazla müdahalede bulunmam; oysa düşünce yazılarımda durum başkadır. Çünkü düşünce yazılarım "ben" oluyorum, onlarla kendimi anlatıyorum. Ben ise kendimi doğrudan anlatmayı pek sevmiyorum. Çünkü okur, her yazılanı ben yaşamışım zannediyor. Yandık gitti! Yarattığım kahramanlarla sanki aşk yaşamışım gibi sananlar olunca canım sıkılıyor.

"Sen şiir yaz" diyen kıymetliye bir bahar günü selam gönderirken, "sen öykü yazmalısın" diyen dosta da "baş göz üstüne dost" diyerek sesleniyorum. "Birikimlerini denemelerle, günlüklerle yaz" diyen ustaya da "baş göz üstüne can, tamamdır" diyerek devam ediyorum yoluma. Bunlar güzel olanlar; ya bir de, "Boş ver canım, emekliliğini yaşa, sana ne insanların hayatından, açlığından tokluğundan, ezilmişliğinden... Gününü gün et, bak işine" diyen öteki canlar yok mu?

Onların dediklerine ne mi diyorum? Hiç ehemmiyet vermiyorum...

Baş göz üstüne hayat, baş göz üstüne gelecek, baş göz üstüne insanlık! Ben, bir karınca gibi; bildiğim yolda, kendi izimden yürümeye devam ediyorum.