Mevsimlerin Sessiz Öğretisi Üzerine Bir Düşünce
İnsan hayatı, mevsimlerin sessiz akışına benzer. Kimi zaman içimizi ısıtan bir bahar gibi umut doluyuzdur, kimi zaman ise sert bir kışın ortasında kalmış gibi yalnız ve düşünceliyizdir. Tam da “artık bahar geliyor” dediğimiz anda, bazen gökyüzü kararır ve kar yağar.
“Baharı beklerken kar geldi” cümlesi aslında yalnızca bir hava durumu tespiti değildir. Hayatın kendisidir. İnsan, umut eder. Plan yapar. Yarınları şekillendirmek ister. Ama hayat, her zaman bizim takvimimize göre akmaz.
En çok da beklediğimiz şeylerin gecikmesi yorar insanı. Bir haber, bir kavuşma, bir düzelme… Tam olacak derken ertelenir. İçimizde filizlenen umutlar, soğuk bir rüzgârla yeniden sınanır. İşte o an, insanın içindeki sabır ölçülür.
Ama karın da bir dili vardır aslında. Sadece soğuk değil, öğreticidir de. Toprağı örter, dinlendirir, besler. Görünürde durdurur gibi olsa da aslında hazırlık yapar. Baharın daha güçlü gelmesi için bir zemin hazırlar.
Belki de hayat bize bunu öğretmek ister: Her gecikme bir kayıp değildir. Her soğuk dönem bir bitiş değildir. Bazen durmak, beklemek ve sabretmek gerekir. Çünkü bazı güzellikler aceleyle değil, zamanla olgunlaşır.
İnsan, çoğu zaman sadece gördüğüne inanır. Karı görür, soğuğu hisseder ve baharın hiç gelmeyeceğini sanır. Oysa hayat, görünmeyenin içinde devam eder. Sessizce, derinden…
Ve unutulmamalıdır ki; hiçbir kış sonsuz değildir.
Bugün kar yağıyor olabilir. Ama bu, baharın iptal olduğu anlamına gelmez. Sadece ertelendiği anlamına gelir.
Belki de en güzel baharlar, en sert kışların ardından gelir. Ve en güçlü umutlar, en zor bekleyişlerin içinden doğar.
O yüzden insan, en çok da beklerken güçlenir.
Ve bahar… mutlaka gelir.