Ateşin Dili Yoktur, Ama Külleri Konuşur

Abone Ol

“Bir ağacın yetişmesi onlarca yıl, yanması birkaç dakika… Vicdanın yanması ise bazen bir ömür sürer.”

Yaz mevsimi geldi… Güneş, altın sarısı ışıklarını toprağa cömertçe bırakırken, ne yazık ki bir başka sıcaklık daha kapımızı çalıyor: Orman yangınları…

Ne gariptir; insan gölgesinde serinlediği ağacı, bir anlık dikkatsizliğiyle ateşe teslim edebiliyor. Oysa bir ağacın yetişmesi onlarca yıl, yanması ise birkaç dakika sürüyor. Demek ki yok etmek, üretmekten çok daha kolaymış.

Orman; yalnızca yeşilin adı değildir. O, yağmurun duası, toprağın nefesi, kuşların türküsü, kelebeklerin dansı, çocukların yarınıdır. Bir çam ağacı devrilince yalnızca gövdesi düşmez; binlerce canlının evi, milyonlarca insanın nefesi de eksilir.

Bir izmarit... Bir cam şişe... Tam söndürülmemiş bir mangal... Kimi zaman küçücük bir ihmal, koskoca bir felaketin ilk cümlesi olur. Sonra ekranlara bakar, "Ne büyük yangın!" deriz. Oysa yangın, ateşten önce vicdanlarda başlamıştır.

Biraz da kendimize gülümseyelim. Piknik dönüşü ateşi söndürmeden ayrılanların, ertesi gün sosyal medyada "Ormanlarımız yanıyor, çok üzgünüz." paylaşımı yapması, ne acı bir çelişkidir! Doğa alkışı değil, sorumluluğu sever.

Bilim insanları yıllardır uyarıyor. Artan sıcaklıklar, kuraklık ve iklim değişikliği yangın riskini her geçen yıl büyütüyor. Fakat doğanın en büyük düşmanı hâlâ ihmaldir. Çünkü ateşin dili yoktur; onu konuşturan insanın umursamazlığıdır.

Bugün bir ağacı koruyan, yarın bir çocuğun nefesini korur. Çünkü oksijen market raflarında satılmaz; gölge ithal edilmez, kuş sesi fabrikalarda üretilmez.

Unutmayalım ki ormanlar bize miras değil, emanet bırakılmıştır. O emaneti korumak; yalnızca orman teşkilatının değil, nefes alan her insanın görevidir. Elimizdeki bir şişeyi çöp kutusuna atmak, bir kıvılcımı söndürmek ya da gördüğümüz dumanı vakit kaybetmeden bildirmek; bazen binlerce hektarlık yeşili kurtaran sessiz bir kahramanlıktır.

Gelin bu yaz yalnızca güneş yaksın tenimizi. Ateş, sadece semaverde çayı kaynatsın; ocakta ekmeğimizi pişirsin. Ormanlara ise yalnızca kuş sesleri, çocuk kahkahaları ve rüzgârın türküsü yakışır.

Hayatım boyunca karınca misali çalıştım. Alın teriyle geçen her günün sonunda, emeğimin karşılığını temiz bir nefeste, yemyeşil bir gölgede bulmak istiyorum. Benim emeğim de, bu ülkenin ormanları gibi geleceğe bırakılmış bir umuttur. Çünkü çalıştığım bu topraklarda, yarın da umutla nefes almak; çocuklarımızın çam kokusunu, kuş sesini ve serin gölgeleri yaşayabildiğini görmek istiyorum.

Çünkü bir orman yandığında sadece ağaçlar değil; hatıralar, umutlar ve geleceğimiz de kül olur. Ve insan, en çok kendi nefesini yaktığında kaybeder.

Küllerin arasından yeni filizler elbette yeşerir; ama yanan bir vicdanın yeniden yeşermesi, bir ormandan çok daha uzun zaman alır. Gelin, ateşi değil umudu büyütelim.