Açlık Değil, Sevgisizlik Öldürüyor

Abone Ol

1950’lerde bir psikolog, insanlığın en basit sandığı soruya cevap arıyordu:

“Bir bebek annesini neden sever?”

Süt verdiği için mi?

Yoksa sadece karnını doyurduğu için mi?

Harry Harlow, bu soruyu kitap okuyarak değil,

küçük maymunlarla yaptığı sert bir deneyle test etti.

Kafese iki “anne” koydu:

Biri telden yapılmıştı.Soğuk, sert ve mekanikti. Ama süt veriyordu. Diğeri yumuşacık bez kaplıydı. Sıcak ve sarılmalık. Ama süt vermiyordu.

Mantık ne der?

👉 “Bebek aç kalmamak için süt verene gider.”

Ama öyle olmadı. Minik maymunlar günün neredeyse tamamını bez anneye sarılarak geçirdi. Sadece birkaç dakika süt içmek için tel anneye gidip hemen geri döndüler. Yani mesele karın değilmiş. Mesele temasmış, güvenmiş, şefkatmiş,sarılmakmış.

Deneyin en acı kısmı ise şuydu:

Korkutucu bir ses verildiğinde ya da ortama yabancı bir nesne konduğunda maymunlar hemen bez anneye koşup ona yapışıyordu. Tıpkı çocukların annesinin arkasına saklanması gibi. Çünkü güven, beslenmeden önce geliyordu. Ama hikâye burada bitmiyor. Sevgisiz büyütülen, temastan mahrum bırakılan maymunlar…

• Sosyal olamadı

• Diğerleriyle oynayamadı

• Yetişkin olunca yavrularına bakamadı

• Hatta bazıları kendi yavrusunu reddetti

Yani sevgi görmeyen, sevmeyi öğrenemedi.

Şimdi dürüst olalım. Biz hâlâ çocukları sadece:

“Yedirdim, giydirdim, okula gönderdim, görevim bitti”mantığıyla mı büyütüyoruz? Yoksa… Sarılıyor muyuz? Dinliyor muyuz? Güvende hissettiriyor muyuz?

Çünkü Harlow’un maymunları bize şunu bağırarak söylüyor: Bir canlı önce sevgiyle hayatta kalır, sonra sütle. Belki de bu yüzden büyüyüp hâlâ eksik hisseden, “anlaşılmadım” diyen, içi boş yetişkinler var.

Belki de bazı kafesler demirden değil… sevgisizlikten yapılıyor.